Subscribe Twitter Facebook

20 Mart 2012 Salı

Crazy, Stupid, Love.


Şu sıralar eğlenceli bir film izlemek istiyorsanız, size önerim crazy, stupid love! Yanlış hatırlamıyorsam vizyona geçen sene giren film romantik komedi. Ama içinde geçen zeki esprilerle çıtayı yükseltmiş, ve film boyunca birbirnden çok alakasız duran olay ve kişilerin bağlandığı bölüm filmin en süpriz ve komik sahnesi.

Not: Filmi izlerken tek anlayamayacağınız şey Ryan Gosling'e yakıştırılan Emma Stone olabilir. Ki ben normalde Emma'yı severdim ama bu filmde erkek gibi konuşup gülmesi sadece beni değil, izleyen herkesi yeterince kendinden soğutmaya yetti. Herhalde başka kızıl bulamadılar diyorum, ayrıntıya inmiyorum. İzleyin, izlettirin..

 cal: how about we say what we want on three? one, two, three.
emily: i want a divorce.
 cal: [at the same time] creme brulee.

seriously, it's like you're photoshopped!



7 Şubat 2012 Salı

Vincent and The Doctor



Bugünlerde bir doctor who izleme aşkı sardı ki her yanımı sormayın gitsin. Hayır yani 10.doktor David Tennant gittikten sonra, doktor who benim için bitmiştir deyip karaları bağlayan ben değildim sanki. Matt Smith'e ısınmak hiç kolay olmayacak, bir dizi izliyordum o da bitti diye kendi kendime üzüm üzüm üzülürken ( gerçekten böyle bir söz öbeği olamaz bu ne ya üzüm üzüm hahaha ) bir de bakmışım ilk bölümden sevmişim Matt'i. Tabi bu durumda filmin görüntü kalitesindeki inanılmaz artış ve daha ilk gördüğümde gönlümü çalan Leadworth kasabasının etkisi yadsınamaz.


Neyse lafı fazla uzatmayayım. Doctor Who 5. sezon gerçekten çok iyi. Ancak özellikle 10.bölüm olan 'Vincent and The Doctor'. Vincent Van Gogh ile geçen bölüm Van Gogh'un tablolarından fırlamış gibi. Özellikle renkler..


Bu bölümde 2010 yılında Amy ile Van Gogh'un sergisine gelen doktor, ressamın ünlü tablolarından birinde farklı birşey görür. Ve tabiki olayı çözmek için o tablonun yapıldığı zamana Van Gohg'un yanına giderler. Bu andan itibaren müthiş bir görsel şölene hazır olun, her yerde Van Gogh tabloları ile Van Gogh'un acı dolu hayatı. Bir de tarih ressamın intiharından kısa bir süre önce olunca, melankoli ile harmanlanmış bir macera izliyoruz.


Şüphesiz bölümde en etkileyici sahne; üçü yerde uzanmışken, karanlık gökyüzünü Van Gogh'un gözünden gördüğümüz ve gökyüzünün yavaşça Van Gogh'un önemli eserlerinden biri olan Yıldızlı Gece tablosuna dönüştüğü sahneydi.


Elbette bölümde birçok etkileyici sahne bulunmakta. Depresyon ve mutluluk çok iyi anlatılmış; bunun yanında belirtmekte fayda var, bu bölümden hüzün dozu diğer doctor who bölümlerinden fazla.


Kısacası bir dizi için fazla iyi bir bölüm. Doctor Who izleyicisi değilseniz bile izleyin. Kısacası izleyin, izlettirin..

26 Aralık 2011 Pazartesi

60's

60'ların modasına bayılıyorum. Herhalde dünyanın gelmiş geçmiş en zarif modasıdır. İşte birkaç örnek;







Knock Knock

Bazen bir oyunu oynamak bu kadar kolaydır..





25 Aralık 2011 Pazar

Yağmur Altında Yürüme Sorunu

Filmlerde, reklamlarda, dizilerde hatta kliplerde bile romantik bir olaymış gibi gösterilen 'yağmur altında sevgiliyle elele yürüme durumu' aslında hiç romantik değildir!


 Geçen gün okuldan kursa giderken deli gibi yağmur yağıyor şemsiye, şapka ve bere gibi başımı koruyacağım hiçbirşey olamdığı için başımı öne eğip yürümek zorunda kaldım. Zaten dikkat ederseniz şemsiyesi olmayan insanların başı öne eğik koşma temposunda yürüdüğünü görürüz ki bu yüzden çoğu insan çarpışır. Neyse etrafıma bakınıyorum sevgililer gördüm bu romantik anı yaşama çabasında olan. Ama okadar üzüldüm ki anlatamam. Altyapının felaket olduğu Ankara'da bata çıka yürümeye çalışırken yoldan geçen arabaların sıçrattığı sudan koruma çabası içinde olan, ısrarla elindeki şemsiyelerini açmayan, buz gibi havada sırılsıklam olan bu çiftlere akıl erdiremedim.Hele kadın için durum daha da acıklı bir hal alıyor çünkü makyaj denen bir hadise var ki; insanın tam karşısından gelen felaket yağmur damlaları ve saçdan akan sular makyajı katleder.

Kısacası; yağmur yağıyor ve başını kapatacak birşeyin yoksa başını öne eğip koşaraktan yürümeye mecbursun! Soğuk havalarda Ankara'da olmaz yağmur altında elele yürüme işi. Düşündümde hava koşulu, yer vs farketmez. Yağmur altı romantik bir durum değildir. Etkilenmeyin filmlerden.. Filmlere uygun olan yağmur altında ağlama durumu olabilir tabikide. Ki sizde kabul edersiniz bu da hiç romantik bir durum değildir...

5 Aralık 2011 Pazartesi

En Güzel Yılbaşı Filmleri

Yılbaşı yaklaşsa da, henüz yeni geçmiş olsa da yılbaşını konu alan filmleri çok severim. Zaten her zaman noel temalı filmler romantik-dram ikilimindedir. Aslında yılbaşı ağacından bile hoşlanmayan ve hemen hemen hiçbirzaman yılbaşı kutlamasına gerek bile duymayan ben, ilginçtir ki bu filmleri seviyorum. Hele dışarda kar varsa, elinizde sıcak çikolatayla izlemenin tadına doyum olmaz.. Şimdiden birkaç güzel noel filmini sizinle paylaşayım dedim :)

          Her nekadar direk noel temasını işlemese de kalbimin birincisi The Holiday - Tatil

                                                          Serendipity - Tesadüf

Love Actually - Aşk Heryerde

Sleepless in Seattle - Sevginin Bağladıkları

                                           Bridget Jones Diary - Bridget Jones'un Günlüğü


19 Ekim 2011 Çarşamba

PARADISE

Hayat devam ediyor, gittikçe zorlaşıyor
Tekerlek kelebeği eziyor..

Gecenin içinde, fırtınalı bir gecede
Gözlerini kapadı..

Ve cenneti düşledi..



 
Powered by Blogger